Medya Savunma Alanları’ndan Afrin’e, Siper Yoldaşlığıyla Birleşik Devrime!

 

TSK Cerablus hattında Suriye sınırını geçti.

Ortadoğu’da Pandora’nın kutusu artık açıldı.

Konuyu, örneğin TC’nin Musul hamlesi gibi Türkiye’ye ait bir hamle olarak görmek ve öyle değerlendirmek zayıflığa ve zaafa yol açar.

TC’nin Suriye’ye girişi Amerikan önderlikli emperyalizmin yeni Ortadoğu tasarımını gerçekleştirebilmek için gereksindiği temel hamledir.

Artık görülür olmalıdır; AKP-RTE’nin kendine özgü bir Suriye politikası yoktur.

Beşar Esat’a önce kardeşim dedi, sonra düşman ilan etti, 15 Temmuz’dan sonra “Esed’i artık Esat yapıyoruz” dediler ve Amerika’dan sınırı aşma iznini alınca hemen gene “Suriye’de Esed’siz çözüm” teranesine geçmekte vakit kaybetmediler.

Ama AKP-RTE’nin vazgeçilmez bir sömürgeci Kürt politikası vardır.

AKP-RTE’nin sömürgeci Kürt siyaseti Suriye siyasetine dolayım vermektedir.

Bu haliyle AKP-RTE’nin Rojava politikası küresel/bölgesel dengelere tabidir; ancak emperyalizmin bölge siyasetine eklemlenebildiği ölçüde geçerli olabilir.

AKP-RTE’nin, Rojava’ya saldırmaya niyetli olduğunu hiç değilse deşifre Dışişleri toplantısından beri biliyoruz.

Bugüne kadar bu niyetini Amerikan vetosu nedeniyle gerçekleştiremedi, çünkü Amerika’nın tasarladığı Ortadoğu hamlesinde TC’nin yeri büyüktü ama RTE’nin yeri yoktu.

Amerika 15 Temmuz’da yediği Rus çelmesi nedeniyle şimdi hesabını RTE’li yeniliyor.

Hesap ne?

Artık herkes biliyor ki Amerika’nın hesabı Katar doğal gazını Akdeniz’e akıtacak bir kanal açmak ve böylece Avrupa’yı özellikle Almanya’yı Rus mahkumiyetinden çıkartırken musluğu da kendi elinde tutmak. Böylece Rusya, Iran ve Alman ülkelerine karşı askeri, siyasi ve mali üstünlük kurmak. Bu nedenle bütün gürültü her ne kadar Ortadoğu’da çıkıyorsa da yeniden paylaşım konjonktürünün yeni adını Stratfor “Büyük Karadeniz Projesi” diye koyalı çok oldu.

Projenin merkez ülkesi Türkiye’dir.

15 Temmuz bu merkez ülkeyi TC ve TSK’sıyla bir belirsizliğe yuvarladı. Ama bölge politikalarında asıl belirsizliğe düşen elindeki birincil aktörü yitiren Amerika oldu.

15 Temmuz sonrasında merak edilen Amerika’nın TC’yle ilişkilerini yeniden hangi tarzda oluşturacağıydı.

Katar-Akdeniz boru hattının Akdeniz’e açılması Kürt özgürlükçülüğünün yol açıcılığında bir Rojava haritasına tabiyken, hattın Katar’dan Suriye’ye ilerlemesi için de bir Sünni devlet gereksinimi vardır. Üç ana parçalı: Kürt, Şii Arap, Sünni Arap yeni Ortadoğu haritasının bir gereği de buydu. DAEŞ bu planın uvertürüydü ve kolay ulaşılır Amerikan belgelerinde bile kayıtlıdır ki böyle bir Sünni devletin oluşturulması ve bekası BKP projesi itibariyle TC’ye verilmiş bir görev durumundadır.

Cerablus gerilimi üzerine Amerikan Dış işleri sözcüsünün itiraftan kaçınmadığı zorluk tam da buradadır. Amerika’ya düşen “imkansız görev” bölgedeki iki ittifak unsurunu yani TC sömürgeciliğini ve Rojava özgürlükçülüğünü birbirine dengeleyerek yönlendirmektir.

İmkânsızdır, çünkü Kürdistan üzerinde sömürgeci bir tahakküm kurmak AKP-RTE’nin temsil ettiği ticaret ve rant sermayesine dayalı İslamcı yeni Türk burjuvazisinin ekonomik ve siyasal varoluş koşuludur.

İmkânsızdır, çünkü verili aşama itibariyle Kürt halkı ve Kürt devriminin kurmayı 40 yıllık mücadeleyi ve binlerce şehidinin anısını özgür ve demokratik bir Kürdistan’la taçlandırmaya tarihen yükümlü kılınmışlardır.

O zaman bölgesel sürecin bu yeni aşamasında Amerikan emperyalizmi Kobane direnişi momentinden itibaren yürürlükte olduğu haliyle AKP-RTE’nin üzerine çektiği çizgiyi  kalınlaştırarak bölgesel politikalarını Başurlaştırma bağlamına oturtulan bir Rojava özgürlükçülüğü üzerinden mi derinleştirilecekti, ki bunun sonucunun Bakur’un da TC’den kopması sürecine tekabül edeceği açıktı..

.. ya da TC’yi yeniden eski ilişki zeminine oturtabilmek için AKP-RTE’nin Kürt alerjisi, yapısal/geleneksel sömürgeciliği mi hoşnut edilecekti?

Emperyalist yayılmacılıkla oligarşik sömürgeciliğin örtüşmesinden daha kolay ne olabilirdi ki?

Biden’ın son Türkiye ziyareti sonrasındaki açıklamaları ve Cerablus hamlesi göstermiştir ki Kobane direnişi momentinden itibaren Amerika ve onun önderliğindeki emperyalistlerin AKP-RTE’ye karşı Rojava özgürlükçülüğünü önceleyen yaklaşım 15 Temmuz başarısızlığı sonrasında ters dönmüş; ittifak ağırlığı hızla ve büyük çapta AKP-RTE iktidarının kendisi haline gelen TC’ye doğru kaydırılmıştır.

Kürt ve Türk liberal burjuvazisinin barış ve çözüm politikaları Kobane’den sonra bir kez daha Cerablus’ta, ama bu kez daha hızlı, daha keskin ve daha saldırgan bir şekilde AKP-RTE’nin ve TC’nin sömürgeci gerçeğiyle cevaplanmıştır.

Keza, Kobane momentinden itibaren emperyalist politikalara yönelik Kürt ve Türk liberal burjuvazisi tarafından pompalanan ideolojik ve siyasal yanılsama ve siyaset tarzının da TC’nin Cerablus hamlesinin açığa çıkarttıkları sayesinde artık doğru bir çerçeveye oturtulmasının imkanı doğmuştur. TC’nin Cerablus hamlesi ve arkasındaki emperyalist destek, emperyalist yeniden paylaşımın en temel alanı olarak Ortadoğu’da taktik kazanımlı olsa da reel politik boşluklarda ilerlemenin bir sınırı olduğunu, belirleyici olanın stratejik yönelimler olduğunu bize göstermiş olmalıdır. Emperyalist yayılmacılığın özgürlükçü halk hareketlerine karşı sömürgeci oligarşilerle ittifakı stratejik olandır. Uluslararası emperyalizmin TC’nin Bakur’daki katliamlarına göz yumması Rojava’da devrimin ilerlemesi adına katlanılabilir bir ilişki tarzı olsa da TC’yi cihatçı çetelerle birlikte Ortadoğu’nun merkezine sokacak bir emperyalist politikayla Rojava halkının özgürlüğünü birbirine bağlamanın tarihsel imkansızlığı ortadadır.

Ve keza Rice ve Clinton cümleleri kuran Barzani’nin ziyareti göstermiştir ki, artık üç temel parçalı Ortadoğu haritasının tasarıdan somutluğa dökülme vakti gelmiştir.

Bütün bunların ardından belirlenmesi gerekenler şunlardır.

Kürt özgürlük mücadelesi Bakur’da tam bağımsızlıkçı/anti sömürgeci bir stratejiye tabi kılınmadıkça sadece Bakur’daki mücadeleyi değil Rojava devrimini de koruyup geliştirmek oldukça zor olacaktır.

Amerikan emperyalizminin ipiyle inilecek kuyunun sığlığı Cerablus’ta ortaya çıktığına göre bölge politikalarını güvenceleyecek yeni ittifak politikaları geliştirmek zorunlu olmaktadır.

Diğer taraftan, TC’nin 24 Temmuz saldırısından Menbiç hamlesine kadar Kürt devrimiyle siper yoldaşlığında, eksiklerine rağmen ana doğrultuyu tutturmakta sorun yaşamamış Türkiye devrimci güçlerinin Kürt devriminin bu yeni zemin ihtiyacına uygun olarak HBDH’ı yeniden yapılandırması da bu temel çerçevenin zorunlu bir uğrağı durumundadır.

TC’nin Cerablus hamlesi, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim zeminini kalıcılaştırmış, toplumsal ve ulusal kurtuluş için zorunlu kılmıştır.

Halkların öncülerine düşen bu zemini Emperyalist/Sömürgeci Barış Değil Birleşik Devrimci Savaş!!

Demokrasi Değil Devrim!!

şiarlarıyla yeni aşamanın gereklerine göre yeniden yapılandırmanın üstesinden gelebilmektir.

Kahrolsun Emperyalist ABD ve Sömürgeci TC!

Yaşasın Rojava Devrimi

 

Devrimci Karargah

Rojava Saha Birimi

24 Ağustos 2016