HBDH: Mevzilerimizi savunalım, direnişi büyütelim!

 

Ülke, topyekûn bir savaşa girmiş durumdadır. İçte ve dışta sonuçlarının ne olacağı bilinmeyen bu savaşın yegane sorumlusu Erdoğan çetesi ve AKP faşizminden başkası değildir. Yaşanan gelişmeler başlayan ve giderek yaygınlaşan savaşın, halklarımızı daha tehlikeli bir mecraya sürüklediği açıkça görülmektedir.

Erdoğan sultasındaki AKP ve onunla koalisyon halindeki MHP faşizminin topyekûn saldırı ve katliamları her geçen gün hız kazanıyor. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu adeta bir kan gölüne dönüştü. Türk ordusunun çetelerden bayrağı devralarak ve elini, kolunu sallayarak girdiği Cerablus toprakları, tartışmasız bir biçimde açık işgal sürecinin başladığını göstermektedir. Yine faşizmin, bölgesel çapta girmeye hazırlandığı savaşın bir parçasının da “Musul’u işgal planı”nda somutlandığı görülmektedir. Kürdistan’a dönük başlatılan operasyonlar da aynı politikanın devamı niteliğindeki girişimlerdir.

Musul’a dönük başlatılan “hak iddiası” politikası sömürgeci yaklaşımların ulaştığı boyutlarını anlamak bakımından son derece dikkat çekicidir. Bölgede yaşayan halkların böyle bir talebinin bulunmadığı zaten bilinmektedir. Faşizmin, Musul’a dönük işgal girişimi hevesi, Kürt Ulusunun kazanımlarının yok edilmesi amacıyla emperyalizmle bir pazarlık unsuru olarak devreye sokulmak istenmektedir. Başka bir deyişle Musul, “ver Kürdü, al IŞİD’i!” yaklaşımının dolaysız bir sonucudur. Bu açıdan Musul’da yaşanan çelişki IŞİD’le değil, IŞİD sonrası kimin söz sahibi olacağı üzerinedir. Egemenler, kendi çıkar çatışmaları için mezhepsel ve ulusal farklılıkları bulunan halkları birbirine boğazlatmaya çalışmaktan geri durmamaktadır.

Faşizm, emperyalizmle içteki tüm muhalefeti baskı, şiddet, savaş ve patlayan bombalar aracılığıyla ezmek için pazarlık yapıyor. Anlaşırlarsa büyük ve kapsamlı bir savaş kapımızda, anlaşamazlarsa ise halklarımızı alternatifsiz bırakmak için yine tek ve aynı seçenek yani daha büyük bir savaş bizleri bekliyor. Bu açıdan halklarımız derhal harekete geçmeli ve yaklaşan savaşa, emperyalizme ve faşizme karşı direnişi yükseltmelidir! Anti-emperyalist mücadele yükseltilerek faşizme karşı seferber olunmalıdır. Faşizmin başlattığı bu savaş halklarımızı tehdit ettiği gibi aynı zamanda devrim imkanlarını da güçlendirmektedir. Tıpkı Rojava Devrimi’nde görüldüğü gibi halklarımız devrimi kazanmak için savaşın yaratacağı koşulları kendi lehinde bir imkana dönüştürmelidir.

Temmuz askeri darbe girişimi ve yine gerçekleştirilen karşı AKP darbesi sonucunda, faşizm halklarımıza topyekün savaşı dayatıyor. AKP iktidarı, darbe girişimini adeta bir fırsata çevirerek ve yine MHP’yle tam bir koalisyon halinde ve CHP’yi de yedeğine alarak, faşizmini kurumsallaştırmak istiyor. Bu amaç uğruna, hiçbir araç ve yöntemi kullanmaktan çekinmeyeceğini de tekrar tekrar kanıtlıyor. Kanun Hükmünde Kararnamelerle, Olağanüstü Hal (OHAL) ve İç Güvenlik Yasalarıyla yeni bir saldırı konsepti oluşturuyor.

Demokratik kurumlara dönük artan saldırılar ve siyasi operasyonlar işkence, gözaltı ve tutuklamalar da görülen muazzam artış, bir gecede onlarca Belediyeye kayyum atanması, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, muhalif tüm basının araçlarının kapatılması, üyelerinin tutuklanması da gösteriyor ki Erdoğan çetesi ve AKP faşizmi topyekûn saldırı dalgasını örgütlüyor. Paramiliter güçleriyle sokakları teslim almaya çalışıyor.  

Yaklaşan büyük ekonomik krizin üstü “savaş ekonomisiyle” kapatılmak isteniyor. AKP’nin daha başından itibaren bir savaş hükümeti olduğu bu bağlamda bir kez daha doğrulanmıştır. İşçi sınıfı ve emekçilerin tüm kazanımları yok sayılıyor. İşten atmalar yaygınlaşıyor. “İş kazası” adı altında hergün işçi katliamları yaşanırken, “Kiralık İşçilik” ve “Özel İstihdam Büroları”yla köle işçilik yasalaştırılıyor, kıdem tazminatları ve iş güvencesi gasp ediliyor. Yüzbinlerce kamu işçisi görevinden alınırken, süren iç ve dış savaşa muazzam düzeylerde bütçe ayırılıyor. Kadınlar katlediliyor, taciz-tecavüz ve katliam devlet ve AKP eliyle yaygınlaştırılıp meşrulaştırılıyor. Aydınlar, akademisyenler hedef alınıyor. Miting meydanlarına, Kobani dayanışmacılarına, barış eylemcilerine patlayan bombalarla mesaj veriliyor. Diyarbakır, Suruç, Ankara’da katliamlar gerçekleştiriliyor.

Kürdistan kentleri tanklarla, toplarla bombalanıyor; değerleri, doğası ve tarihi yerle bir ediliyor. Çocuklar, yaşlılar, kadınlar sorgusuz sualsiz kurşuna diziliyor; kadınların çıplak bedenleri teşhir edilerek, panzerlerin arkasından sürükleniyor. Kürt gençlerinin bedenleri tanklarla eziliyor. ”Vahşet bodrumları''nda insanlarımız diri diri yakılıyor. Kimyasal gazlar kullanılıyor. Toplum, kırımlar ve faşist devlet terörüyle zapt-u rapt altına alınmaya çalışılıyor. Savaş uçaklarının bombardımanlarıyla Kürdistan coğrafyası yakılıp yıkılıyor. Tüm yaşam alanları ekolojik yıkımına sürükleniyor. Alevi yerleşim yerleri hedef alınıyor, topraklarını terk etmeleri dayatılıyor. Maraş katliamı benzeri yeni katliam hazırlıkları yapılıyor.

 

Halklarımız seçeneksiz değildir!

Tüm bu savaş, Hitler faşizmi bozuntusu bir avuç egemenin iktidarını korumak için yapılıyor. Erdoğan çetesinde cisimleşen AKP faşizmi, sonu asla gelmeyecek bir savaşın yürütücülüğüne soyunuyor. Saldırı dalgasını durdurduğu anda tepetaklak yuvarlanacağı aşikar olan faşizm, “taktik gücünü” halklarımıza tam boy bir seçeneksizlik olarak lanse ediyor. Yıkılmaz, muktedir olarak ilan ettiği faşizmini, baskı, şiddet, savaş ve zor yoluyla ayakta tutmaya çalışıyor. PÖH, JÖH başta olmak üzere paralı ordusu ve polisiyle, yine silahlanma çağrısı yaptığı paramiliter gücüyle, çatışmalar sonrası zayıf düşen devlet aygıtını ayakta tutmaya çalışıyor. Milyonlarca işçinin, emekçinin, Kürdün, Alevinin, azınlıkların, sekülerlerin, samimi inanç sahiplerinin, kadının ve gencin eşitlik, adalet, özgürlük taleplerini bu yolla susturabileceğini, onları ezebileceğini düşünüyor. Ancak halklarımız seçeneksiz ve alternatifsiz değildir. Faşizmin geleceğini “kışa çevirmek”, halkların iradesini ortaya çıkarmak zannedildiğinden çok daha fazla mümkündür.

Erdoğan ve AKP çetesi stratejik olarak son derece zayıftır. Çünkü halklarımıza kan, gözyaşı, zulüm ve savaştan başka verebilecekleri bir şeyleri yoktur. Onların geleceğinde, emperyalizmin uşaklığı, neo-liberalizm, dinci-gericilik, Kürt Ulusu başta olmak üzere tüm halklara, kadınlara, gençlere tam boy bir düşmanlık vardır.

 

İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, halklarımız

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH), Erdoğan çetesi ve AKP faşizminin boyunduruğu altında ezilen, horlanan, aşağılanan tüm kesimleri tekbir bayrak altında birleşmeye, faşizme karşı birleşerek halklarımızın kendi özgün seçeneğini yaratmaya çağırıyor.

Gün, tüm ülkeyi ve giderek bölge halklarını sarmaya başlayan savaşı durdurma ve ezen ile ezilen, sömüren ile sömürülen, zalim ile mazlum olanlar arasındaki gerçek ve haklı savaşa çevirme günüdür. Bu nedenle halklarımızı faşizme karşı birleşmeye ve halklara karşı el kaldıranlardan hesap sormaya çağırıyoruz!

Birleşik Devrim Hareketimiz, faşizme karşı halklarımızı sahip oldukları hiçbir mevzii terk etmemelidir. Halklarımız, radyolarına, gazetelerine, televizyonlarına, belediyesine, seçilmişlerine sahip çıkmalı, kazanılmış hiçbir hakkını iktidara bırakmamalıdır. Yaşam alanlarında öz-savunma örgütlenmeleri gerçekleştirilmeli, mahalleler, işyerleri birer direniş mevzilerine dönüştürülmelidir. Geniş halk kitleleri içerisinde örgütlenme faşizme karşı direnişe sevk edilerek eşitlik, adalet, özgürlükten yana bir yaşamı kurmak için kendi öz örgütlülüklerini kurmalıdır. Türkiye ve Kürdistan halklarının tarihi kendi ellerindedir.  

Halkların Birleşik Devrim Hareketi, işçi sınıfını, emekçileri, Alevi halkımızı, ötekileştirilen kimlikler, kadınları, gençleri, Kürt Ulusunu ve tüm ezilenleri faşizme karşı ayağa kalkarak tekbir bayrak altında birleşmeye, dağlarda gerilla, şehirlerde “Birleşik Direniş Güçleri” ile birlikte faşizmden hesap sormaya çağırıyor... Gezi, Haziran Ayaklanması ve 6-8 Ekim serhildanının militan ruhuyla halklarımız ayağa kalkmalıdır.  

 

Halkların Birleşik Devrimi için İleri!   

 

Halkların Birleşik Devrim Hareketi

Genel Konseyi

27. 10. 2016