Bildiriler

Devrimci Karargah 10 nolu Bildiri

Devrimci kamuoyuna ve halklarımıza duyurulur...

''11 EYLÜL''VARİ ''NÜKLEER EYLEM'' PLANLARIMIZ HAKKINDA KAMUOYUNA BİLGİ...

Yoldaşlar,

Gerici AKP iktidarı, Nisan ’09 operasyonuna ilişkin hazırladığı iddianameyi kamuoyuna sunarken, genel olarak iddianamenin, özel olarak da örgütümüzü Ergenekon’la ilişkilendirmekteki boşlukları gürültüyle doldurma isteğindeki fethullahçı polis, adımıza yeni bir operasyonu daha devreye soktu. Bu operasyonda da, gene fethullahçı medyanın softa-yobaz zekâsının kıtlığını bir kez daha acınası bir komiklikle sergileyecek kertedeki spekülasyonlar, AKP tarafından tehditle yedeklenen diğer İkitelli medyasının katılımıyla da güçlendirilerek, örgütümüz hakkında yeniden gündeme getirildi. İlk operasyonun, polisin bile ne demeye geldiğini bilemediği “nükleer eylem” uydurmalarına bu kez dehşetengiz “11 Eylül” şoklamaları eklendi. Planladığımız akıllara durgunluk veren bütün kaotik eylem ve suikastları son derece “ekonomik” bir şekilde sadece bir kısım “dijital malzemeler” ve bir dizi “örgütsel doküman”la gerçekleştirmek üzere olan örgütlenmemiz tam da son anda ele geçirilmişti! Hele ki “liderimiz”!!.. İtiraflarının ve nedametlerinin yanı sıra, fethullahçı medyanın “atış serbest” bırakılan kimi muhabirine göre o ataktı, örgüt durdurmuştu, kimine göre de o örgütün eylemlerini..

 

 

Bütün bu yalan ve şişirme operasyonunun arkasındaki çok bilinen stratejik amaç, krizle derinleşen sınıf mücadelesinin devrimci güçlerini, Kürt halkının özgürlük talepleriyle bütünleştirerek statükoyu alaşağı etmek isteyen siyasal akımların gerici-faşist AKP iktidarınca tasfiye edilme çabasıdır. Benzerlerinin daha önce DTP ve ESP’ye de uygulandığı üzere, devrimci sosyalizm etki ve örgütlenmesini sivil ve meşru mücadele ve demokratik örgüt alanlarından tasfiye etme operasyonudur. Bu operasyonda, çoğulcu ve kolektif yapısıyla, verili statükocu sol yapılanmayı aşmayı hedeflemesiyle, Kürt sorununda sonuna kadar kendi kaderini tayin hakkı temelinde Kürt halkının ve Kürt özgürlük hareketinin iradesini esas almasıyla önemli bir düşünsel mevzi oluşturan Demokratik Dönüşüm dergisi ve emekçilerinin tasfiyesi esas alınmıştır. Geçtiğimiz aylarda Desa işçisinin direnişi nasıl Devrimci Karargah bağlantısı uydurularak yasadışı ilan edilip sindirilmeye çalışıldıysa şimdi de aynı taktikle; Devrimci Karargah’la ilişkilendirilerek Demokratik Dönüşüm’ün teorik ve kültürel alanda devrimimize taşımakta olduğu yeni ve devrimci soluk kesilmeye çalışılmaktadır. Oysa, ne Demokratik Dönüşüm, Devrimci Karargah’ın bir organıdır, ne de tutuklanan çalışanlarının örgütümüzle bir bağı vardır. Uygulanan, klasik fethullahçı faşizm taktiğidir; devrimci muhalefeti Devrimci Karargah torbasına, Devrimci Karargah’ı Ergenekon torbasına tıkarak kendi sınır tanımaz ve pervasız gericiliğini gizlemek.. Ama artık oyun deşifre olmuş durumdadır ve tutmamaktadır. Daha önceki operasyonda selam vereni tutuklayan AKP adliyesi kamu uyanıklığının baskısı altında yasa dışılığını sınırlamak zorunda kalmış, fethullahçı medya eskiden başarabildiği gibi, konunun kamuoyu gündeminde uzun süre kalmasını sağlayamamıştır.

 

Taktik zamanlama, bir taraftan fethullahçı gericiliğin Ergenekon sosunu artık kendi hazırladıkları iddianamelerde bile yediremez olduklarından, sosu koyultacak yeni malzemeler bulma ihtiyacına göre ayarlanmıştır. İddianame açıklanırken operasyon devreye sokulmuştur. Diğer taraftan meclisin yeni yasama yılında AKP’nin, üzerindeki tecridi kırmasına ve egemen blok içinde yeniden birlik arayışlarına yardımcı olacak şekilde devrimin ne kadar da tehdit edici hale geldiğini göstermek amaçlıdır.

 

Taktik amaç ise ikidir. Birincisi, “demokratik açılım” yutturmacası üzerinden Türkiye devrimci hareketini Kürt halkına ve Kürt özgürlük hareketine “ispiyon” ederek kendi azraillerini gördükleri Türkiyeli ve Kürdistanlı birleşik devrimci mücadelenin imkanlarının önüne geçmeye, kendi ölümlerini gördükleri Türkiye ve Kürdistan emekçi halklarının mücadele birliğinin önüne geçmeye çalışmaktır. İkincisi ise, itirafçı ve nedametçi bir “lider” tiplemesiyle, komutan yoldaş Orhan Yılmazkaya’nın örgütümüz üzerinden devrimimize kattığı yüksek moral, direnişçi değer ve “dirimsel nefes”i ters bir ivmeye uğratarak etkisizleştirmektir.

 

En sonuncusundan başlayarak değerlendirecek olursak;

 

Yılmazkayacı mücadele ve direniş çizgisi hiçbir spekülatif kurguyla aşındırılamaz:

 

Son operasyon itibariyle fethullahçı medyanın öne çıkardığı “lider” tiplemesi üzerine öncelikle söylenmesi gereken, bu operasyonun Devrimci Karargah’ın sadece yeni yapılandırmakta olduğu milis örgütlenmesinin bir kısmı üzerinde etkili olduğudur. Özellikle müfreze yapılanmamız bu operasyondan hiçbir şekilde etkilenmemiş durumdadır. Dolayısıyla, fethullahçı polisin, zihinsel sağlık sorunlarını da istismar ederek şiddetlendirdiği düşüklüğünü, keza fethullahçı medyanın şişirerek servis ettiği itirafçı, iftiracı ve nedametçi “lider” tipinin örgütsel ve siyasal yaşamımızda hiçbir gerçek karşılığı yoktur. Yenilgi yıllarının tortuları, düşkün insan yığınları arasında temiz maddeyi arama ve örgütleme çalışmalarının bu tür olumsuz örnekler üretebileceği her profesyonel için olabileceği gibi bizim açımızdan da öngörülebilir bir durumdu ve bu yüzden neredeyse 30 yıllık yenilgin metropol insanının devrimcileşmeye yönelik siyasal taleplerinin örgütlenmesinin elbette belirli bir risk ihtimalinin gözetilmesi üzerinden olması gerektiği, -itirafçı unsurun kimi ifadelerinden de görülebileceği gibi- örgütlenmemizin bir önkoşulu kılınmış durumdadır. Risk gerçekleşmiş ve örgüt yapımız bundan hiçbir ciddi etkilenme yaşamamıştır. Örgütsel bünyemiz üzerine fethullahçı medyada yer alan veriler, düşürülmüş unsurun ifadeleri, onların dezenformasyon kurgusundan çıkartıldığında bu gerçek kolaylıkla görülebilecek durumdadır. Bu konuyu bağlamak üzere söylenecek son sözler şunlardır ki; Yılmazkayacı mücadele ve direniş çizgisi hiçbir spekülatif kurguyla aşındırılamayacak kertede, Türkiyeli ve Kürdistanlı devrim mücadelesinde yerini almıştır. Artık saflarımızda ve özgür Kürdistan dağlarında onun adını taşıyan devrim ve özgürlük savaşçıları vardır.

Sömürgeciliğin çözümü Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesini,

 

Devrimin çözümü Kürt özgürlük hareketiyle siper yoldaşlığını öngörüyor.

 

Sömürgeciliğin “Demokratik açılım” politikası karşısında Devrimci Karargah’ın yaklaşımı Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler tarafından gayet iyi bilinmektedir; Kürt özgürlük hareketinin öncü komutanları tarafından değişik vesilelerle gündeme getirilip işlendiği gibi, AKP, TC ve Batı emperyalizminin Kürt meselesinde “çözüm” olarak gördükleri şey, PKK’nin, Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesidir. Devrimci Karargah, bu tasfiyeye karşı bilfiil direnmeyi sadece enternasyonal bir görev icabı olarak değil, Türkiye devriminin bir gereği olarak da görür. Devrimci Karargah, Kürt halkının özgün gündemine ait siyasal pratiğini Kürt devrimiyle bu siper yoldaşlığı temelinde ayarlama hassasiyetine sahiptir. Medyada, örgütsel yazışmalar üzerinden bu konuya ilişkin sunulan aktarmalar tümüyle gerçek dışıdır. Yazışma tekniğimiz bu tür doğrudan ifadelere imkan vermediği gibi, kayıt incelemelerimizde de bu tarz ifadelere kesinlikle rastlanmamıştır. Fethullahçı polis ve medya işbirliğinde sunulan yaklaşım, bir taraftan Devrimci Karargah üzerinden Türkiye devrimci hareketiyle Kürdistan özgürlük hareketi arasına mesafe koymayı amaçlarken, diğer taraftan da, özellikle meclisin açılışında, AKP’nin sömürgeci çözüm politikasına militer çözüm üzerinden itiraz eden muhalefeti “komünistlerle yan yana düşmek” gibi bir açmaza alarak kendi üzerindeki tecridi aşmaya çalışmaktadır. Ama bunların hiçbir hesap değeri taşımadığı sürecin akışından kolayca anlaşılmaktadır.

AKP’nin yalan ve iftirada ölçüsüzlüğü, sonunun geldiğini bilmesindendir.

 

Türkiye’nin geleneksel tekelci sermayesini itekleyerek, güneşin altındaki yerini talep eden 24 Ocak-12 Eylül ürünü yeni İslamcı Türk burjuvazisi uluslararası ve bölgesel konjonktürün ona sağladığı imkanların kerametini kendinde sanınca, sisteme ve bölgeye kendini dayatmaya kalktı. Ancak görülmektedir ki, AKP ve yeni İslamcı Türk burjuvazisinin “Açılım”dan, “sıfır sorun” politikasına, bölgesel İslam liderliğine soyunmaktan İsrail karşıtı söyleme kadar kendi taktiklerini oluşturma çabası giderek hızla dışarıda uluslararası emperyalistlerin, içeride Kemalist geleneksel devletçilerin kuşatması altına girmektedir. Bugün artık yeni ve erken bir seçimin konuşulmaya başlanması AKP için bugünkü sınırsız iktidarının sınırlarını göstermektedir. Sürecin kendisine karşı bir dalga oluşturduğunu gören AKP, bütün toplum muhalefetini, ama özellikle devrimci muhalefeti Ergenekon torbasına doldurarak tasfiye etmeye, etkisizleştirmeye çalışmaktadır. Oysa devrimin emekten, toplumsal özgürlükten ve halkların kardeşliğinden yana olan mevzilenmesi AKP’yi bu tarz politik taktiğinde zora düşürmektedir. Bu yüzden AKP, bir taraftan her gün daha büyük yalanlara muhtaç olurken, diğer taraftan en kırıntı hakları bir mücadele mevzisine çevirmeye çalışan devrimci muhalefeti etkisizleştirmek adına gerici ve anti demokratik yasaları bile çiğneyerek sömürge faşizmi/demokrasisinin en iğrenç örneklerini uygulama çaresizliğine düşüyor. Türkiye egemen bloku içinde AKP artık yalnız kalmış, tecride uğramıştır. Her fırsatta devrime saldırması kendi korkusundan, kendini güçlü gösterme gayretindendir. Ama artık onun için deniz bitmiş, fethullahçı ahmaklığın birer kanıtı olan yalan ve iftira politikası artık etkisizleşmiştir.

Devrimci Karargah, emekçi halkların bu pervasız yalanlara kanmayacağının güveniyle, azgın sömürü ve faşist gericiliğe karşı emekçilerin ve ezilen halkların kavga gücü olmayı, ivmeyi daima yükseltmeyi sürdürecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın, zalimler korksun.

 

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

 

Yaşasın Devrimci Karargah!