“Ey ömrünü destan gibi yürüyenler
Yaşayan kimdir gerçekte
Ölen kim
Yaşarken bile tükenenler mi,
Yılgın yılgın düşenler mi,
Yoksa çekilip tarihin burçlarına
Bayrak bayrak ölümsüzleşenler mi…”
Tokat ve İstanbul Gazi’nin asi çocuğu Bayram Akdoğdu (Ali Haydar), Tokat’ın Zile ilçesinde 1983 yılında emekçi bir Alevi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Emekçi bir ailenin üyesi olarak yoldaşımız, daha genç yaşlardan itibaren sömürünün, eşitsizliğin ve adaletsizliğin ne anlama geldiğini yaşayarak gördü. Bu gerçeklik onu devrimci düşünceyle buluşturdu. O, gerçek kurtuluşun ancak örgütlü devrimci mücadele ile mümkün olacağının bilinciyle yaşamını bu mücadeleye adadı.
Tokat’tan İstanbul Gazi Mahallesi’ne gelen yoldaşımız burada devrimci çevrelerle tanışarak mücadelesini büyüttü. Bir dönem sosyalist basın emekçisi olarak Devrimci Cephe dergisi çalışmalarında yer aldı. Kalemiyle, emeğiyle ve inancıyla devrimci basın alanında mücadele yürüttü. Ancak faşizmin baskı ve dayatmalarının yoğunlaştığı koşullarda, komutan Orhan Yılmazkaya yoldaşın verdiği devrimci mesajın yarattığı etkiyle yüzünü özgürlük mücadelesinin dağlarına çevirdi. Çünkü o biliyordu ki devrim yalnızca sözle değil, bedel ödeyerek büyür.
Bir süre özgür dağlarda görev yapan yoldaşımız bu alanda da emektar ve üretken bir pratik geliştirdi. Ancak onun yüreği her zaman sıcak mücadele alanlarına akıyordu. Geldiği metropollerin sokaklarında, burada kazandığı deneyimle mücadeleyi büyütmek istiyordu. Bu yöndeki talebi üzerine bir süre sonra ülkenin sıcak mücadele alanlarına geri döndü.
Ülkeye dönen yoldaşımız bu süreçte tutsak düştü. Ancak zindanlar onun iradesini kıramadı. Tersine, tutsaklık koşullarında direnişin ön saflarında yer aldı. Zindanları bir teslimiyet alanı değil, devrimci iradenin çelikleştiği bir mücadele okulu haline getirdi. Faşizmin zindanlarında boyun eğmeyen, direnen ve mücadeleyi büyüten bir devrimci olarak yoldaşlarıyla kenetlendi.
Tutsaklık sürecinin ardından, Rojava’da çetelerin Kürt halkına yönelik katliam saldırılarının yoğunlaştığı ve Kobani direnişinin tüm dünyanın gündemi olduğu günlerde yoldaşımız örgütünün yönelimiyle yönünü yeniden mücadelenin en sıcak cephelerine çevirdi. Kuşkusuz ki hareketimizin ve komutan yoldaş Orhan Yılmazkaya’nın faşist cellatların kuşatması altında dile getirdiği gibi; “Türk ve Kürt halklarının mücadele birliği için savaşıyoruz… İşçilerin, emekçilerin mücadele birliği için savaşıyoruz. Emperyalizme karşı, faşizme karşı, Siyonizm’e karşı savaşıyoruz. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının mücadele birliği!” parolamızdır.
İşte bu parolayla Kürt halkının ulusal bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde ya da Rojava’da olmak, orada Kürt halkı ve onun özgürlük savaşçılarıyla aynı mevzilerde yer almak sadece bir enternasyonalist dayanışmadan ya da görevden ibaret değildi, olamazdı. Hakların özgür -eşit geleceği için yürüttüğümüz sosyalizm mücadelesinin bir gereğidir.
Yoldaşımız işte bu perspektifle halkların özgürlük mücadelesinin saflarında yer aldı. Rojava’dan Şengal’e, Şengal’den Hola’a kadar birçok alanda yürütülen özgürleştirme mücadelesinin içinde yoldaşlarıyla birlikte yer aldı. Bu süreçte komutanlaşarak hep en ön cephelerde, en sıcak mevzilerde yerini aldı. Gösterdiği kararlılık, fedakârlık ve devrimci pratik onun mücadeleye olan bağlılığının ve inancının en somut ifadesi oldu.
Uzun yıllar süren savaş koşulları, aldığı çeşitli darbeler ve yoğun mücadele temposu yoldaşımızın sağlığını olumsuz etkiledi. Ortaya çıkan sağlık sorunları nedeniyle Avrupa alanına geçmek zorunda kaldı. Ancak bulunduğu hiçbir yerde mücadeleden kopmadı. Yaşadığı rahatsızlıklara rağmen devrimci faaliyetlerin bir parçası olmaya devam etti. Kaldığı bölgede hemen devrimci çevrelerle bağ kurarak çalışmaların içinde yer aldı ve bir dönem emek verdiği sosyalist basının dağıtım faaliyetlerinde yeniden yer alarak bulunduğu bölgede dağıtımını örgütledi; mücadeleye katkı sunmayı sürdürdü.
Yoldaşımızın zamansız ve ani bir kalp krizi sonucu 3 Mart 2026 tarihinde yaşamını yitirmesi başta ailesi olmak üzere tüm biz yoldaşlarını ve dostlarını derin bir acıya boğmuştur. Başta ailesi olmak üzere tüm yoldaşlarımıza başsağlığı diliyoruz.
Ancak bizler biliyoruz ki devrim mücadelesi bedelsiz kazanılmamıştır ve kazanılmayacaktır. Bu mücadele yüzlerce, binlerce devrimcinin fedakârlığıyla, direnişiyle ve bedelleriyle bugüne taşınmıştır.
Her yoldaşımızın kaybı yüreğimizde derin bir acı bırakır. Ama aynı zamanda bizlere bir görev ve sorumluluk da yükler. Bayram yoldaşın ardından dökülen her gözyaşı aynı zamanda onun devrimci mirasına sahip çıkma kararlılığımızın ifadesi olmalıdır. Çünkü devrimci bir yaşam ölümle son bulmaz; halkın mücadelesinde, yoldaşlarının yürüyüşünde yaşamaya devam eder.
Bayram Akdoğdu yoldaşın yaşamı; devrimci inancın, fedakârlığın ve sarsılmaz mücadele kararlılığının somut ifadesidir. O, yaşamını halkların özgürlüğüne, devrime ve sosyalizme adamış bir devrimciydi. Bugün onun ardından yas tutarken aynı zamanda onun bıraktığı bayrağı daha yükseğe kaldırma sorumluluğuyla karşı karşıyayız.
Bizler biliyoruz ki devrim şehitlerinin anısına bağlılık, onların yürüdüğü yolu büyütmekle mümkündür. Bayram yoldaşın bıraktığı mücadele mirasını büyütmek, halkların özgürlük kavgasını zafere taşımak ve devrim davasını daha ileriye taşımak bugün hepimizin tarihsel sorumluluğudur.
Onun anısı mücadelemizde yaşayacak!
Onun adı direnişte, isyanda ve özgürlük kavgasında yaşamaya devam edecek!
Yoldaşımız Bayram Akdoğdu ölümsüzdür!
Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Yaşasın devrim ve sosyalizm!
Devrimci Karargâh
10 Mart 2026




